Su Müştereği’nde altı yıldır süren radyo programlarımızın bir bilançosunu yaptık

Açık Radyo’nun 47. yayın dönemi 4 Kasım tarihinde sona eriyor. 48. Yayın döneminde Su Müştereği programına ara vereceğiz. Dolayısıyla bu yayın dönemindeki son programımızda, bugüne kadar su meselesini programlarımızda nasıl ele aldığımızı, neye vurgu yapmaya çalıştığımızı aktardık.  Açık radyo’da ilk programımızı 30 Ekim 2012 tarihinde, su hakkı kavramının neyi içerdiğini ve nasıl geliştiğini konuşarak başlamıştık. O dönemde programımızın ismi Su Hakkı’ydı. Hazırlayan ve sunanlar Akgün İlhan ile Nuran Yüce idi. Bu yılın Mayıs ayından itibaren ise Su Müştereği programını hazırlayan ve sunanlar Özdeş Özbay ile Nuran Yüce oldu.  2012’den bu yana Su Hakkın’dan Su Müştereği’ne yaklaşık 280’den fazla program yapmışız. Öncelikle Açık Radyo’ya bu imkanı bize tanıdığı için çok teşekkür ederiz.   Bu uzun dönem içinde suya dair birçok meseleyi radyo programına hazırlanırken öğrendik.  Bizim için de Açık Radyo programlarına hazırlık adeta bir okul işlevi gördü.

Su Hakkı programı da Su Müştereği programı da Su Hakkı Kampanyası’nın bir programı olarak buradan sizlere seslendi. 2012 yılında ilk radyo programımızı yaptığımız dönemde ‘Su Hakkı Talep Ediyoruz, Su Hakkı Anayasal Güvence Altına Alınsın!” bildirisi hazırlamış ve bir imza kampanyası başlatmıştık. Bu bildiri de şöyle bir çağrımız vardı.

“Dünya’da ve Türkiye’de egemen sınıf açısından su; stratejik bir silah, ekonomik bir kaynak, ekonomik kalkınmanın ve politik baskının bir aracı olarak görülmektedir. Biz, Su Hakkı Kampanyası aktivistleri için ise su; en temel insan hakkı ve tüm canlılar için bir yaşam kaynağıdır. Bu vazgeçilemez varlığın hem şimdi hem de gelecek kuşaklar tarafından adil bir biçimde kullanılmasını savunuyoruz. Su ekosistemlerini koruyan, kamu yararını gözeten, demokrasiyi ve katılımcılığı temel alan,  uygulanabilir alternatif yönetim modelleri oluşturmanın mümkün olduğunu biliyor ve böyle modellerin kurulması için mücadele ediyoruz. Doğayı ve dolayısıyla insanları yıkıma sürükleyecek olan, su gibi doğal varlıkların özelleştirilmesine ve ticarileştirilmesine karşı herkesi birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz” demiştik.

Bu çağrı doğrultusunda Su hakkı kampanyasını sürdürürken de radyo programında da hem su sorununu dünyada ve Türkiye’de derinleştiren uygulamalara yer verdik hem de bu sorun karşısında gelişen mücadeleleri, bu mücadelelerin deneyimlerini aktarmaya çalıştık. Su meselesini bütünlükçü bir perspektif ile ele almaya çalıştık. Programlarımızda sadece su varlıklarının nasıl kirlendiği ve tükendiğine ilişkin verileri aktarmakla yetinmedik. Konunun ekonomik temelleri, kapitalizmle bağlantısı, neoliberal politikaların etkisi, ülkelerin büyüme kalkınma politikaları içinde su varlıklarının nasıl girdiye dönüştürüldüğü de ele aldığımız temel konulardı.

Bugüne kadar programlarımızda birkaç şeyi öne çıkarmaya çalıştık. Su sorununa kolektif çözümler üretmek ve talep etmek bunların başında geliyor. Musluklardan temiz ve içilebilir suyun bir kamu hizmeti olarak verilmesi; temel ihtiyaçlarımızı karşılayacak miktarda suyun ücretsiz olması kampanyamızın temel taleplerinden biriydi. Bu talep, temel yaşam hakkının ayrılmaz parçası olan su hakkının piyasa ilişkilerinin dışında ele alınması gerektiği anlayışına, ticarileştirilmesine ve metalaştırılmasına karşı duruşumuzu içeriyordu. Ekonomik ve ekolojik maliyeti daha aza indirmek için “Musluktan temiz su içmek istiyoruz” talebinin içeriğine ilişkin çok sayıda program yaptık.

Öne çıkardığımız ikinci nokta suyun ulusal değil küresel bir sorun olduğuydu. Her yerelin kendi özgünlükleri olmakla birlikte birçok benzer noktaları vardır. Özellikle geçtiğimiz otuz yılda neoliberal politikalar ve iklim değişikliği su meselesini daha da ortaklaştırdı. Şirketler ve devletlerin aynı amaçla yani kâr ve sermaye birikiminin sürekliliğini sağlamak amacıyla belirledikleri su politikaları su krizini her yerde daha da derinleştirdi.  Ancak dünyanın dört bir yanında suyu savunmak için mücadeleler de yaşanıyor. Programlarımıza saldırılar kadar mücadelelerin hafızasını da taşımaya çalıştık. Su hakkının antikapitalist bir müşterekler siyasetinin parçası olması gerektiğini tartıştık. Bunun da bir sınıf meselesi olduğunu anlattık. Bu nedenle sendikaların önemli bir rol oynadığı Cochabamba Su Savaşlarına, sendikalar ve toplumsal hareketlerin birleştiği İtalya Su Forumu hareketine, sendikaların başını çektiği İrlanda Su Hakkı hareketine özel bir önem verdik. İtalya’daki su hareketinin öne attığı “su olarak yazılır demokrasi olarak okunu” sloganını Su Müştereği programının sloganı yaptık.  Su Hakkı meselesini 2011’de yükselen işgal hareketlerinin de önemli bir ayağı olduğunu anlattık. Bu dönemde kentlerde yükselen müşterekler siyasetinin en önemli deneyimlerinin yaşandığı Müşterek Barselona’ya sık sık programlarımızda yer verdik.

Programlarımızın birçoğunu mücadele içinde yer alan aktivistler ve akademisyenlerle birlikte yaptık.  Bu programın Türkiye ve dünyada mücadele verenlerin programı olması için çaba gösterdik.

Açık Radyo’da şimdilik programımıza ara veriyoruz ancak mücadele devam ediyor. Umarız yakında tekrar sizlerle buluşup kaldığımız yerden devam edebiliriz.

 

Fotoğraf: Water Protest by Diego V